Günümüz dünyası ırkçılığın, transfobinin, sağcılığın, kültür savaşı dilinin yükselişte olduğu, birçok şeyin eskiye göre daha karmaşık olduğu bir yer. Sürekli politikacılar ve milyarderler tarafından yapılan açıklamalar günlerimizi şekillendiriyor, dünyayı etkiliyor, keyfimizi kaçırıyor. Geçmişte böyle miydi? 90’lar pop müziği, sokakta oynadığımız oyunlar, mahalle bakkalından aldığımız oyuncaklar, komşuluk günleri… Geçmişte her şey daha basit, daha renkli gibiydi.
Hepimiz bazen nostalji hissederiz. Bazen eski fotoğraflara bakınca, eski bir şarkı dinleyince, eski bir sokaktan geçerken içimizde oluşan o tanıdıklık hissi, yani nostalji, geçmişe yönelik sevgi ya da özlem duygusuna verilen isimdir. Ama neden geçmişe özlem duyarız? Geçmişte her şey daha mı güzeldi? Her şey gitgide kötüleşiyor, çirkinleşiyor mu?
Altın Çağ Safsatası Nedir?
Altın çağ safsatası, geçmişteki bir dönemin, bugünden ya da diğer dönemlerden daha güzel olduğuna dair yanlış düşünceye verilen isimdir. Geçmişin daha huzurlu, daha adil olduğu varsayımına dayanan bir mantık hatası, yani safsatadır. Bu, genellikle algıda seçicilik ve o döneme dair objektif bir bakış açısının eksikliğinden kaynaklanır. Bir safsata olarak adlandırılmasının sebebi, safsataların genellikle kanıta dayanmayan, varsayımlar üzerine kurulu düşünce biçimleri olmasıdır. Altın çağ safsatasına göre de geçmişe olan bakış seçici, genellemeci ve kanıta dayanmayan bir şekilde yapılır. Geçmişin, ya da her dönemin, kendine göre iyi ve kötü yanları vardır ve bunlar görecelidir. Ancak bir dönemin bütün dönemlerden daha iyi, daha huzurlu, daha adil olduğunu söylemek oldukça zordur. Çünkü her dönemin iyi ve kötü yanları vardır ve geçmişe bakınca genellikle sadece güzel yanlarını, yani şu an da sahip olmak istediğimiz yanlarını nostaljik bir şekilde hatırlarız.
Bu safsataya sahip kişiler genellikle o döneme ait güzel olan unsurları hatırlar, bunlara odaklanır, ancak o dönemi aynı zamanda diğerlerinden ayıran, kendisi kılan kötü özellikleri göz ardı ederler. Bunda genellikle nostalji yaşadığımız, altın çağ safsatasının öznesi olan dönemlerin çocukluk dönemlerimiz olmasının da etkisi vardır. Çocukluğumuza dair her şeyi hatırlamak zordur ve genelde bu dönemlerin güzel hissettiren yanları aklımızda kalır. Can sıkıcı, sinir bozucu yanlarını ise genelde hatırlamak istemeyiz. Bu seçici hatırlama, bu yüzden çocukken her şeyin daha güzel olduğunu düşünmemize sebep olabilir.
Ancak bazı insanlar hiç yaşamadıkları bir döneme, mesela 100 yıl öncesine, ya da rönesansa, ya da antik çağlara dair bir altın çağ safsatasına sahip olabilirler. Bunun sebebi yine çocukluğumuzda her şeyin daha güzel olduğunu düşünmemizle benzerdir. Bu dönemleri bizzat yaşamadığımız, kendimiz deneyimlemediğimiz için öğrendiğimiz kadarıyla anlamaya çalışırız. Örneğin, rönesans tablolarına bakıp o dönemin ne kadar estetik olduğunu, içinde yaşasaydık ne kadar güzel olacağını düşünebiliriz. Ama bunu yaparken, içinde yaşadığımı dönemi güzel ve yaşanabilir kılan teknolojik ve tıbbi gelişmeleri hesaba katmayız. Yani sadece güzel olan kısmına odaklanıp, o dönemi şimdikinden çok daha zor kılan koşulları görmezden geliriz.
Ayrıcalıklı Konumlarımız
İster yaşadığımız bir döneme, mesela çocukluğumuza, ister de kendimiz yaşamadığımız bir döneme dair olsun, altın çağ safsatası çoğu zaman içinde bulunduğumuz ayrıcalıklı konumlardan dolayı da hissettiğimiz bir şeydir. Örneğin, 1900’lü yılların modasına bakalım. Takım elbiseli erkekler, çeşitli renk ve biçimlerde elbiseli kadınlar görürüz. Hatta Peaky Blinders izlediğimiz zaman “O dönemler ne güzelmiş, herkes ne kadar şık ve kibarmış.” diye düşünüp iç çekebilir, hatta belki bir süre kendimiz de o şekilde giyinmek isteyebiliriz. Ama unuttuğumuz şey, o dönemin içinde barındırdığı ortamın genel koşulları. Çeteler, kirli hava, modern şehirlerin getirdiği tüm kolaylıkların eksikliği… Bütün bunları da hesaba kattığımız zaman sırf daha güzel giyiniyorduk diye o dönemde yaşamak istemenin mantıksızlığı ortaya çıkıyor. Bunun gibi, çok daha eski zamanları düşündüğümüz zaman, sadece tablolara bakıp insanların bütün gün sanat eserlerine bakıp kültürel konuları konuştuğunu sanabiliriz. Ama şimdi çok basit görünen hastalıkların o zamanlar için büyük zorluklara sebep olduğunu düşündüğümüz zaman, eski zamanlar cazibesini yitirmeye başlar.
İşe bir de marjinalize edilmiş, azınlık insanların gözünden bakalım. Örneğin, 90’lı yılları düşününce genellikle modayı, pop müziği, sokak oyunlarını düşünürüz. Ancak o zamanları düşününce aklımıza o dönemin politik özellikleri gelmez. Bu, çoğu zaman ayrıcalıklı konumlarımızı da beraberinde getirir. Örneğin, azınlık birçok insan için geçmişe güzel bir gözle bakmak zordur, çünkü geçmişte onların hayatını kötüleştiren, marjinalleşmelerine sebep olan şeyler genellikle daha yoğun yaşanıyordu. Bu, insanların günümüzdeki koşullarının ideal olduğu anlamına gelmese de, bazı kazanımları ve gelişmeleri de unutmamak gerekir. Örneğin 1900’lü yılların başlarındaki bir ortalama kadının hayatıyla şu an ortalama bir kadının yaşadığı hayat arasında epey fark var. Ya da günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nde kölelik yokken, bundan birkaç on yıl önce yasaldı. Şu an yasal kazanımlarla hafifletilmiş, başa çıkması daha kolay hâlde olan bürokrasi, geçmişte birçok trans kadının ihtiyaçları olan süreçlere erişimini zorlaştırıyordu.
Gerçek Tarih, İlk Bakışta Gördüğümüzden Daha Acıdır
Özellikle taraflı tarih anlatıları sonucunda görkemli fetihler, ihtişamlı mimariler ile hatırladığımız tarih, bir grup için gerçekten bu kadar ihtişamlıyken sıradan insanın ataları için pek de öyle değildi. Bu, çoğu zaman tarih anlatısının ideolojik tarafından kaynaklanıyor. Aynı zamanda gündelik hayatta neler olup bittiği, sıradan insanın sıradan bir gününde ne yaptığındansa heyecanlı olayları dinlemek ya da okumak tabii ki daha cazip geliyor. Ancak bizim bir çırpıda okuduğumuz savaşların gerçekten sayısız ölümü içeren gerçek olaylar olduğunu, sırf bir sefer sırasındaki yolculuğun bile birçok zorlu koşulu beraberinde getirdiğini ve bu savaşlarda yer alan insanların belki de başka bir tercih şansı olmadığını unutmamak gerekiyor. Beklentilerimize, önyargılarımıza, ideolojilerimize hizmet eden olayları var eden insanlar, acaba şu an yaşasalar bu olayları ele alış biçimlerimiz hakkında ne düşünürlerdi?