Selam olsun Kurtalan ruhuna!

.

.

“Tek tel saçım kalsa da uzun olacak,” diyor bir röportajında Ahmet Abi; “çünkü bu benim için dünya barışının sembolü…” diye ekliyor.

İşte o ’68 kuşağını inatla devam ettiren ruhunun ışığından çıkıyor parmaklarının çaldığı tonlar ve yaptığı şarkılar ölümsüzleşiyor her birimiz için.

Çocukken kendim için hayalim onun gibi bir mentorun gölgesinde büyümek olurdu, ama en azından müzikleriyle büyüyüp, aktarmak istediklerini hissedebildik bir parça.

Şimdi dünya, sanatın böyle üretilmesinden yoksun. İçerikten, anlamdan, bağlamdan ve histen kopuk.

Sanırım en büyük yokluk da dönüştürebilmeye olan inanç. Başkaldırıyı bir hatırlama gibi veya yeninin inşası olarak ele alma gücümüz bir yerlerde uyuyor.

Eskiden feyz alma diye bir görü yok önümüzde maalesef artık. Olsaydı şüphesiz onların söylemlerine, parçalarına kulak kabartmak yine ve yeniden oldukça ufuk açardı.

Her geçen gün daha içi boşalan ve gidişata uyumlanmaya çalışırken kimlik kaybeden, özgünlükten kopan sanat üretimi ya da dünya görüşü bizim gibi o ruhu taşıyan insanları çok yalnızlaştırıyor. Ve ne yaşadığımız çağa ait olabiliyoruz ne de sonradan tanıklık edebildiğimiz çağa… Arada kalan bu kuşaktan birisi olarak, bunu korumaya çalışırken, buradakinden de kopmama çabası çok yorucu. Üstelik ürettiğimi sanarken bile gerçek üretimin yanından geçmediğimi hissetme hayal kırıklığı da insanın harekete geçme dürtüsünü sorgulatıyor. Yine de mücadeleye devam. Son bir saç telini barışa uzatan Ahmet Abi’ye sözüm olsun!

Son umut kalsa da onun için yazmaya devam. Şimdi bu yazıyı bitirirken, içimde tüm tınısıyla yükselen o şarkı sen olmasan nasıl bu kadar etkileyici ve evrensel olabilirdi diye düşünmeden edemiyorum. Dönence’den bahsediyorum elbette. Basları, bu topraklardan çıkan ama tüm dünyayı sırtında sürükleyen derin bir kozmik bağ kuruyor içimde. Zaten iyi ki varsın ama sadece bunun için bile teşekkürler Ahmet Abi.