Peki, Kimsin Sen?

.

.

Alter Egoya Alternatif Bir Soru: “Sen Kimsin?” Yerine “Kimsin Sen?”

Var olduğundan beri yarattığın personana ulaşmayı o kadar arzuluyorsun ki onun gerçekleşmesini beklerken aslında olduğun kişiyi de kaybediyorsun. Ya da onu görme fırsatını hiç bulamıyorsun. Çünkü insan bildiği ve sahiplendiği şeyi kaybeder. Nasıl oluyor da kişi olduğu şeyi bilmeden ve tamamlamadan, onu aşacağına emin olabiliyor?

İnsan kendinden beklentisini büyüttükçe, gerçekleştiremediği şeyler karşısında kendine olan inancını küçültüyor. Aslında olduğu şeyde onu rahatsız eden ve orada kalamayacak kadar onu korkutan her neyse, kişi ondan başkası değil. Onda sevmediği şeyi nasıl ve neye dönüştürebilir? Ve en önemlisi, onu anlamadan nasıl başka bir şey olabilir?

“Hiç Yaşayamadığı Bir Hayatın Öznesi Değil, Tanığı Olmuş Oluyor.”

Tüm bu sahiplenmeme ve kendini var edememe ikilemi, hayatı da yaşanır saymıyor elbette. Bu yüzden de ne yaparsa yapsın, eksik ne olursa olsun tam değil hissinden kopulamıyor. Kişi aslında ne olduğu kişi olup onu ilerletebiliyor ne de onu aşıp kendisi için olmayı beklediği personası olabiliyor. Zamanın hiç akmadığı bir aradalıkta yaşıyor gibi yapmış oluyor. Hiç yaşayamadığı bir hayatın öznesi değil, tanığı olmuş oluyor.

Şu cesaret dedikleri şey tam da bu gerçekle yüzleşmek değil mi? Bana kalırsa kaçtığın şeyin kim olduğunu bulmak, kendini bulmaya giden en büyük adım. Dönüşmeye korktuğun kişiyle, dönüşmek zorunda kalmadan var olabilen tarafını ayırt etmek gerek. Ona sahip çıkıp, ona bir yaşam borçlu olduğunu anlamak en büyük cesurluk eylemi değil mi?

Sahip olduğun hayat standartları, okuduğun okullar, insanların seni sandıkları şey, statüler ve en mühimi senin kendini sandığın şey… Hangisi, gerçekte olduğun kişiyle baş başa kaldığında yaşadığın özgürlüğü verebilir sana? Evet, rollerin seni bu dünyadaki her şeyden koruyor ya da saklıyor olabilir. Ama en büyük esaretin de o korkarak sakındıkların değil mi?

“Bir avuç toprak, biraz da suyum ben.
Neyimle övüneyim, işte buyum ben.”
– Yunus Emre