Acının Gerçekleri

.

.

Çoğu kimse çocukluğunda, bazı yanlış ve eksik tutumlardan kaynaklı ruhunda acılarla yaşar. Peki, ruhumuzdaki yaraları sarma şeklimiz nasıldır? Kendimizi yine benzer tutumlara, bizim acımıza tanıdık gelen durumlara sokarak yaralarımızı ne derecede iyileştirebiliyoruz?

Genellikle yaramızı aşık olarak sarmaya çalışırız. Çocukluğumuzda bize tanıdık gelen ortamı, o huzur kırıntılarını anımsatan kişilere çekiliriz. Çocukluğumuz ne kadar acı dolu geçmiş olsa da bize “evimizde” olduğumuzu hatırlatan tek ortamdır. Bu yüzden yetişkinlikte de yaralarımızı kapatabilmek için çoğunlukla bize aynı acıyı hatırlatan kişilerle beraber olmak isteriz. Bunu bilinçsizce yaparız ve adına aşk deriz.

Aşkın birçok tanımı var elbette; ama benim tanımıma göre aşk, acının kesilebileceği illüzyonudur. Ruhumuzda kime göre derin, kime göre yüzeysel bir sürü yara var ve biz daha fazla acı çekmemek, bu acıları iyileştirebilmek adına sürekli bir yama yapma girişiminde bulunuyoruz. Bazen ruhumuzun ihtiyacıyla hareket ediyor, bazen mantıken en doğrusunu seçmeye çalışıyoruz; ama bu yamaların gerekliliği hiç değişmiyor. Sanat gibi yaratıcı faaliyetler de bir yama olabiliyor, aşık olduğumuz insan da… İşimiz de yama olabiliyor, çocuklarımız da… Hatta bazen madde veya bağımlılıklar da… Çünkü işin özü hep aynı yere çıkıyor. Daha fazla acı çekmek istemiyoruz.

Bu yüzden düşünmek ve yüzleşmek de istemiyoruz. Oysa düşünebilmek ve farkına varabilmek ne kadar önemlidir! Acımızın bize katabileceğini, bizi nasıl dönüştürebileceğini fark etmezsek aynı döngünün içinde dönüp dururuz. Acımızla yaşamayı öğrenebilmek için önce onu kabullenmek ve sonra dönüştürmek gerekir.

Bu dönüşüm illa büyük bir sanat eseri olmak zorunda değildir. Bir düşünce, bir farkındalık ya da çıkarılması gereken bir ders de olabilir. Eğer bu acıyı anlayamazsak, hayatımıza durmadan bu acıyı iyileştirebileceğini düşündüğümüz kişileri ya da benzer faaliyetleri alır, sonunda acımızın kölesi oluruz.

Bunu durdurabilmek için acımızı kabullenebilmeli ve onu yaşamımızın doğal bir parçası haline getirebilmeliyiz. İlla bundan para kazanmak veya büyük başarılar elde etmek zorunda değiliz; hobi olarak da acımızla meşgul olduğumuz, onu dönüştürdüğümüz alanlar yaratabiliriz. Çünkü modern toplumun öğrettiğinin aksine acı, ne kaçınılması gereken bir sorundur ne de saklamamız gereken bir utanç.