Ruh Hastası

.

.

Onunla ilk tanıştığımda onun diğerlerinden farklı olduğunu anlamıştım. Benim diğer kölelerime benzemiyordu. Bana karşı koyma cesareti gösteriyor, oynadığım akıl oyunlarına karşılık veriyordu. Onu da bir parazit misali ele geçirmem, bana karşı çıktığı için cezalandırmam gerekiyordu. Nasıl bana teslim olmuyordu ki? Diğerlerinden farkı ne? Neden benim küçük nesnem olmayı bir nevi ödül olarak görmüyordu ki? Bana nasıl karşı koyabiliyor? Onunla oynadığımız satranç benzeri oyunlara karşılık vermesi hem beni büyük ölçüde kızdırıyor hem de yoğun bir şekilde ilgimi çekiyordu. Benim olmalıydı. Sadece benim.

Beni mutlu etmek için elinden geleni yapmalı, ceza vermemem için uslu olmalı, çekmesi gereken cezaları sabırla çekmeliydi. Neden?  Neden onu bir türlü ele geçiremiyorum? Onda olan ne? Kaç yıl geçti üstünden? Tam 4 yıldır avımın peşindeyim. 4 yıldır bir avcı misali onu izliyor ve gözlemliyordum. Ama bir türlü onu ele geçiremedim. Ne kadar sinsi bir şekilde etrafını sarıp çemberi daraltsam da o her seferinde bu daracık çemberi kırmayı başarıyor, elimden kurtuluyordu. Neden onu elde edemiyordum?  Bana öyle bakmayın. Yaptığım şey bir koleksiyon aslında. O ise koleksiyonumun en özel parçası olacak. Ama bir türlü onun iradesini kıramıyorum. Bu beni oldukça sinirlendirse de şu an can sıkıntımı en iyi dindirebileceğim aktivite bu. Günlerdir, aylardır hatta yıllardır onu düşünüyorum. Nasıl? Nasıl bana karşı koyabiliyor? Nasıl onu ele geçiremiyorum? Bunu nasıl yapıyor? Onun her hareketini, her anını; sevdiği, nefret ettiği her şeyi adım gibi biliyorum. Onun her anında peşindeyim. Ama bir türlü onu elde edemiyorum. Kızdırmayı denedim, öfkelenmedi; kıskandırmayı denedim, ödüllendirmeyi denedim; umursamadı. Her şeyi yaptım. Her şeyi. Neredeyse her şeyi yaptım. Onu sonsuza kadar cezalandırmak dışında her şeyi yaptım. Belki de beni bu kadar uğraştırmasının sonucu olarak onun çok sevdiği canını almalıyım, ne dersiniz? 

Beni onaylamadığınızı hissediyorum. Size en derinden duygularımı ve düşüncelerimi paylaşırken onayınızı da beklemiyordum zaten. Beni anlamak zorunda değilsiniz. Ben avına sadık olan bir avcıyım sadece. Sizin normal algınızda av avcı ilişkisi olmadığını biliyorum. Siz insanları benim gördüğüm gibi görmüyorsunuz. İnsan ilişkilerine uyum sağlamak size basit geliyor. Basit dünyanızda sıradan ilişkiler yaşayıp öylece hayatınızı yaşıyorsunuz. Ama benim için bu böyle değil. Ben çok uzun zamandır can sıkıntısıyla boğuşuyorum. “Anlamadım, bunda ne var?” mı dediniz? Peki, öyleyse sizin anladığınız dilde daha “basitçe” anlatayım o hâlde. Benim için insan ilişkilerinin bir önemi yok. Sizin anladığınız derinliği ben algılayamıyorum. Sizin hissettiğiniz duyguları ben yaşayamıyorum. Çocukluğum mu? Tabii, her bozuk olanın çocukluğu kötü geçmiştir, değil mi? Ne klasik! Benim çocukluğum, bu sizi fazlasıyla üzebilir, sıradan geçti.  Normal bir annenin ve normal bir babanın garip, olağandışı çocuğuydum.  

Hayvanlar mı? Duymak istediğiniz onlarla olan ilişkim mi? İki kedim oldu. Düşündüğünüz gibi ne onlara acı verdim ne de örseledim. Demek ki ben de sevgiyi hissedebiliyormuşum. Hadi ama!  İnanmadınız mı? Gerçekten hissediyorum. Mesela bu kıza hissettiğim duygular sevginin ötesinde. Sürekli onu düşünüyorum. Nasıl onu kendime bağlayabilirim, onu düşünüyorum. Bu sevgi değil mi? Siz ne anlarsınız! Samimi bir itirafta bulunacak olursam ilk defa birine karşı bu kadar uzun sürecek şekilde ilgimi sürdürebildim. Bu benim için bir ilkti. Anlatabiliyor muyum? Benim için, herkesten ve her şeyden kolayca sıkılan biri için bu çok şey demekti. Sürekli aklımda. Gece gündüz onu düşünüyorum. Nasıl? Nasıl onu elde edebilirim? Ama sürekli elimden kayıyor.

Bana karşı koymaması gerekiyor. Benim boyunduruğumu benimsemesi gerekiyor ama yapmıyor. Kendi bildiğini okuyor. Sürekli tam benim elimdeyken, tam ben kazanacakken bir şekilde, nasıl olur anlayamadığım bir şekilde, elimden kaçmayı başarıyor. Ve ben deli oluyorum. Kafayı yemek üzereyim. Gerçekten. Ne yapacağımı, ne yapmam gerektiğini anlayamıyorum. Ne olur yardım edin bana! Onu nasıl unutabilirim?